Bölgede algıların altüst olduğu, dünyanın aks değiştirdiği 7 Ekim gününün ardından yapılacak ilk seçimler bölgenin, Filistinlilerin ve İsrail’in geleceği açısından büyük önem arz ediyor. Son anketlerin ortaya koyduğu tabloya göre, ne mevcut İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun iktidar bloğu ne eski İsrail Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot’un muhalefet bloğu hükümet kurmak için gerekli 61 milletvekiline ulaşamıyor. Bu muhtemel sonuç, belirsizliğe ve çetin koalisyon pazarlıklarına işaret ediyor.

Sonuç, İsrail’in Filistinlilere yönelik şiddeti, yayılmacı emelleri, uluslararası alandaki pozisyonu ve bölgesel-küresel istikrarı baltalamasının geleceği gibi birçok hususlarda belirleyici olacak.

Uluslararası tsunami

İsrail, Gazze Şeridi’ne yönelik saldırıları ve işgal altındaki Batı Şeria’da “Filistin devleti fikrini öldürmek” gerekçesiyle genişlettiği yasa dışı yerleşimler nedeniyle yine İsraillilerin tabiriyle bir “uluslararası tsunami” ile karşı karşıya kaldı.

Son üç yıl içerisinde, aralarında İngiltere, Fransa, Kanada’nın da bulunduğu çok sayıda ülke İsrail’in Gazze’deki saldırılarına tepki olarak Filistin Devleti’ni resmi olarak tanıdı.

Yine İngiltere ve Fransa’nın başını çektiği 12 Batılı ülke, İsrail’in işgal altındaki Batı Şeria’da yasa dışı yerleşimleri genişletmesine karşı yaptırım kararları aldı.

ABD kamuoyunda İsrail desteğini hiç olmadığı kadar kaybetti. Her ne kadar mevcut Başkan Donald Trump desteğini sürdürse de İsrail, arkasındaki ABD’yi yavaş yavaş kaybediyor. Muhalif lider Avigdor Liberman, kamuoyunda desteğin kaybedilmesinin er ya da geç siyasete yansıyacağı değerlendirmesinde bulundu. Yani iki yıl sonra göreve gelecek yeni ABD başkanının ister Cumhuriyetçi ister Demokrat olsun Filistin devletini tanıyacağı iddiası imkansız değil.

Netanyahu’nun bölgede bıraktığı enkaz yığının üzerinde sergilediği muzaffer edaya mukabil, bunu “Pirus Zaferi” tabiriyle tanımlamak yanlış olmayacaktır. Ülkesi tarihinde ilk kez, son asırda Orta Doğu politikalarını “İsrail’in güvenliği”ne feda eden Batı devletlerinin yaptırımlarıyla yüzleşirken aşırı sağcı hükümeti seçimlerde iktidarı kaybetme korkusunu derinden hissediyor.

Seçimlere birkaç gün kala, yaptırımlara karşı alternatif bir ekonomik sistem kurmaları gerektiğini savunan Netanyahu’nun kripto para birimlerini kullanma önerisi de ABD’nin savunma yardımlarının kesilmesine karşı askeri bağımsızlaşma söylemi de aslında bunun itirafı.

Sağ ile aşırı sağın seçimleri

Seçim yarışı, İsrail tarihinin en aşırı sağcı koalisyonu olarak gösterilen ve Itamar Ben-Gvir, Bezalel Smotrich gibi radikal siyasetçileri barındıran mevcut hükümet ile eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot, eski Savunma Bakanı Avigdor Liberman ve eski Başbakan Naftali Bennett gibi sağcı unsurların yer aldığı muhalefet bloğu arasında yaşanacak.

Birbirine rakip İsrailli siyasetçilerin politika farklılıklarının stratejik olmaktan ziyade taktik olduğu, özellikle Filistin meselesi ve işgal altındaki Batı Şeria’daki yasa dışı Yahudi yerleşimleri bağlamında göz önünde bulundurulduğunda, 27 Ekim seçimlerini İsrail’de sağ ile aşırı sağın yarışı diye tanımlamak yanlış olmayacaktır.

Netanyahu, İran’a, Gazze’ye, Batı Şeria’ya, Lübnan’a ve hatta Suriye’ye daha fazla saldırı vaadediyor. Ortakları Ben-Gvir ve Smotrich, Batı Şeria’nın ilhakını, Gazze’deki Filistinlilerin sürgününü, Lübnan’da Yahudi yerleşimleri istiyor; Filistinlilere yönelik etnik temizlik planlarını hayata geçirmek istiyor.

Likud’un “muhalefet Araplarla birlikte hükümet kuracak” kampanyasına Eisenkot, bunu kesinlikle yapmayacağı şeklinde yanıt verirken iktidarı döneminde Filistin devletinin kurulmayacağını savundu. İşgal altındaki Batı Şeria’da yasa dışı yerleşimlere karşı olmadığını, sadece Filistin topraklarını gasbeden İsraillerin bireysel saldırılarına karşı olduğunu belirtti. Hatta, Eisenkot, Ben-Gvir’in İsrail hapishanelerinde Filistinli esirlere yönelik sert uygulamalarını övdü.

Nitekim, konuştuğumuz bazı İsraillilere göre, Netanyahu ile Eisenkot arasındaki en önemli farklardan biri, Netanyahu’nun 7 Ekim için devlet komisyonu kurmayı reddetmesi, Eisenkot’un ise kurmak istemesi…

Eski Başbakan Bennett, Batı Şeria’da yasa dışı Yahudi yerleşimlerini, eski Savunma Bakanı Liberman, Oslo Anlaşmalarına göre C bölgelerinin ilhakını savunuyor. Yair Golan, Yahudi muhalefette iki devletli çözümü savunan istisna.

Neticede, muhalefet kampanyasında kapsamlı bir plan ortaya koymadı. Söylemi Netanyahu’nun İsrail’de neden olduğu yaraları sarma üzerine kurdu. Kampanya süreci, rekabetin temel motivasyonunun İsrail toplumunun kutuplaştığı “Netanyahu mu, diğerleri mi?” sorusu olduğunu doğruladı.

Kamuoyu yoklamalarından çıkan sonuç: Belirsizlik

İsrail’de seçimler öncesinde son kamuoyu yoklamaları, sonuçlar belli olduktan sonra çetin koalisyon pazarlıklarının yapılacağı bir belirsizlik sürecine işaret ediyor.

İsrail seçim sistemine göre, bir grubun koalisyon hükümeti kurabilmesi için 120 sandalyeli mecliste en az 61 milletvekilinin desteğini alması gerekiyor. Yapılan anketlerin ortalamasına göre, aşırı sağcılardan ve Haredilerden oluşan Netanyahu bloğu da eski İsrail Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot ve müttefiklerinin oluşturduğu muhalefet bloğu da koalisyon hükümeti için yeter sayıya ulaşamıyor.

İsrail devlet televizyonu KAN’ın son anketine göre, muhalefet 52, iktidar bloğu 50 sandalyede kalırken Arap partileri 14 milletvekili çıkarıyor. Eisenkot’un Yashar Partisi 22, Netanyahu’nun Likud’u 20 milletvekilinde kalıyor.

Muhtemel 3 senaryo

27 Ekim Salı akşamı sandık çıkış anketleri açıklandığında, son kamuoyu yoklamalarının ortaya koyduğu sonuç çıkarsa yaşanması muhtemel üç senaryodan bahsetmek mümkün.

1- Siyasi türbülans

Seçimlerde iki blok da çoğunluğa ulaşamazsa ve kampanyalarında vadettikleri rotayı izlerse en kuvvetli ihtimal ülkede seçimlerin yenilenmesi.

İsrail benzer bir kilitlenmeyi 2019’da yaşamış ve 4 yıl süren bir siyasi türbülans dönemine girmişti. 2019’dan 2022’ye kadar ülkede 5 kez seçim yapılmıştı.

Koalisyon kurulamaması halinde, yolsuzluk davaları nedeniyle koltuğunu bırakmak istemediği için eleştirilen Netanyahu, “de facto” olarak görevine devam edecek ve ülkeyi 2027’nin ilk yarısında seçimlere götürecek.

Görevi 5-6 kadar sürdürmesi beklenen Netanyahu’nun bu süreçte, yenilenen seçimlere daha sert politikalarla hazırlanması ve bölgede tansiyonu daha da yükseltmesi ise muhtemel. Hatta, basına yansıyan iddia şu ki, 27 Ekim seçimleri öncesi Netanyahu’nun İran’a yönelik saldırılarını Trump durdurdu.

2- Eisenkot’un azınlık hükümeti

“Muhalefet bloğunun Arap partileriyle koalisyon kuracağı” iddiası Netanyahu’nun seçim kampanyasının merkezinde yer aldı. Likud, kampanya dönemi boyunca “ya sağ ya Filistin” mottosunu kullandı.

Buna karşı muhalif lider Eisenkot, Arap partileriyle birlikte hareket etmeyeceği, hükümeti döneminde Filistin devletinin kurulmayacağı gibi söylemlerle savunma pozisyonuna geçti.

Aynı şekilde, başta Liberman olmak üzere, muhalefet bloğundaki sağcı siyasiler, Filistinlilerle aynı masaya oturmayacaklarını açıkça söyledi.

İsrail vatandaşı Filistinlileri temsil eden partilerden Raam’ın lideri Mansur Abbas, 2021’de olduğu gibi koalisyona katılmaya açık olduğunu belirtirken Hadash, Taal ve Balad’dan oluşan Ortak Liste “aşırı sağcı hükümeti devirmek için dışarıdan destek verebileceklerini” ifade etti.

Buna karşın, Eisenkot ve müttefiklerinin tutumu, seçimler öncesinden bakıldığında bu ihtimali zorlaştırıyor.

3- “Ulusal Birlik Hükümeti”

Son günlerde en fazla gündeme gelen senaryo, Netanyahu’nun Temmuz 2026’da dile getirdiği “ulusal birlik hükümeti” iddiası.

Daha sonra ofisi tarafından iddialar yalanlansa da İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog’un da 2019-2020 yıllarında 11 ayda üç seçimin yaşanması gibi bir senaryo ile karşılaşmamak için Netanyahu ve Eisenkot’un bir “ulusal birlik hükümetine” öncülük etmesi gerektiğini düşündüğü aktarıldı.

İsrail’in aşırı sağcı Ulusal Güvenlik Bakanı Ben-Gvir de sık sık Netanyahu’nun kendisiyle görüntü vermekten kaçındığını ve devre dışı bırakmaya çalıştığını belirterek ulusal birlik hükümeti arayışında olduğu iddiasında bulundu.

Gerek Netanyahu gerek Eisenkot, seçim arefesinde, geniş tabanlı böyle bir hükümeti amaçlamadıklarını savunsa da bu ihtimalin dışlanmaması gerekir.

İsrail basını, Netanyahu ve Eisenkot’un liderlik edeceği böyle bir hükümette, İsrail için de bir yük olmaya başladığı savunulan, Filistinlilere yönelik insan hakları ihlallerine öncülük ettiği için uluslararası kamuoyunun tepkisini çeken Ben-Gvir’in olmayacağına işaret etti. Eisenkot’un daha önce rotasyon süreçlerinde koltuğu ortağına bırakma konusunda sicili kirli olan Netanyahu’dan bu konuda güvence isteyebileceğini, 7 Ekim için devlet soruşturması ve yargı düzenlemelerinin durdurulmasını talep edebileceğini ileri sürdü.

Özellikle ABD’nin İran’a başlatması muhtemel yeni saldırılar, muhalefet cephesini böyle bir koalisyon hükümeti için masaya oturmaya zorlayabilir.

Ne değişecek-değişmeyecek?

İsrail’de 27 Ekim’de yapılacak seçimler sonucunda, muhalefet koalisyon kurabilirse bazı alanlarda küçük değişiklikler meydana gelebilir.

Filistinlilere yönelik baskının bir nebze olsun hafifleme ihtimaline karşın Filistin meselesinin çözümüne ilişkin majör bir gelişme, en azından İsrail cephesinde yaşanmayacaktır. Filistinlilere karşı sadece üslup ve araçlar değişebilir. Mesela, Filistin topraklarını gasbeden İsraillilerin saldırılarında azalma kaydedilebilir. İsrail’in Gazze ve Batı Şeria’da yaptıklarına karşı durma gerekliliğini çok geç fark eden ve İsrail’le yeniden eskiye dönmeyi isteyen Batı devletlerine bir fırsat penceresi açılabilir.

Fakat Netanyahu’nun, seçimlerin hemen akabinde iktidardan uzaklaştırılma ihtimalinin zayıflığına işaret eden aşırı sağcı hükümetin devamı ve erken seçim gibi ihtimaller, durumu daha da sertleştirecektir.

Filistinlilere yönelik baskı artarken Netanyahu’nun açıklamaları buna paralel olarak İsrail’in uluslararası alanda yalnızlaşma ivmesinin de artacağına işaret ediyor.

Sandıklar kapandıktan sonra ortaya yeni bir İsrail hükümeti ortaya çıkmayacak, koalisyon için sert pazarlıkların yaşandığı bir süreç başlayacak.