Bolu'nun Eskiçağa köyünde kerpiç duvarları ve ahşap kepenkleriyle geçmişten izler taşıyan bir bakkal, yaklaşık 120 yıldır aynı yerde hizmet veriyor. Dükkanın kapısını bugün, büyük dedesinin ardından aile mesleğini sürdüren dördüncü kuşak işletmeci İbrahim Ertan açıyor.

60 yaşındaki Ertan'ın hikayesi, Osmanlı Padişahı Sultan Mehmed Reşad dönemine kadar uzanıyor. Büyük dedesi Hafız Muharrem Efendi'nin kurduğu bakkal, önce dedesi Seyit Ali'ye, ardından babası Hikmet Ertan'a emanet edildi. Şimdi ise aynı dükkanın başında kendisi var.

Dört kuşağın aynı çatı altında sürdürdüğü esnaflık geleneğini anlatan Ertan, aile geçmişini şu sözlerle hatırlıyor: "Hafız Muharrem dedemizden beri devam ediyor. Hafız Muharrem kurucusu. İkincisi oğlu Seyit Ali, üçüncüsü de babam Hikmet Ertan. Ben dördüncü kuşak olarak dükkanın başındayım. Dükkan aynı yerinde, 120 yıldır hiç değişmedi."

Yıllar içinde değişen yalnızca bakkalın raflarındaki ürünler olmadı

Ertan'ın çocukluğunda kalabalık olan köy, son yıllarda göçle birlikte sessizleşti. Hane sayısı 15'e kadar gerilerken, eskiden köy halkının ihtiyaçlarını karşılayan dükkanın müşterileri de değişti.

Ertan, çocukluğundaki köyü ve geçen yılların bıraktığı izleri şöyle anlatıyor: "Benim çocukluğumda çoluk çocuk çoktu köyümüzde. O zamanlar çocuk oyuncağı, at gibi oyuncaklar da satardık. Köyümüz kalabalıktı ancak aşağı yukarı 10 senedir köyde boşalma oldu. Önceleri köy halkı alışveriş yapardı, şimdi genelde yoldan gelip geçen yabancılar uğruyor."

Köyün nüfusu azalsa da bakkalın raflarındaki çeşitlilik korunuyor. Gıda ürünlerinden iğne ipliğe, giyim eşyalarından hırdavata kadar pek çok ihtiyacın karşılandığı dükkanda kozalak reçeli, ıhlamur, tarhana ve bal gibi yöresel ürünler de satılıyor.

Ertan, eski bakkal kültürünün değişimini ve dükkanındaki ürün çeşitliliğini şu sözlerle aktarıyor: "Eskiden kil de tuz da zeytinyağı da her şey açıkta satılırdı. Sonradan ambalajlı ürünlere geçildi. Dükkana gelip de bir şeyi bulamayacak müşteri aşağı yukarı yoktur. İhtiyacı karşılayacak her şey var. Şeker, un, çay, yağ, pirinç, bulgur, bakliyat hepsini bulunduruyoruz. Lüks var, iğne iplik var. İspirto sorsalar ispirto var. Yani 'yok' diye bir şey yok."

Bu dükkan, Ertan için yalnızca geçimini sağladığı bir iş yeri değil. Üç çocuğunu bakkaldan kazandığı gelirle okutan Ertan, babasından devraldığı sorumluluğu yıllardır tatil yapmadan sürdürüyor.

Ayakta kaldığım müddetçe bayramımız, tatilimiz yok, devamlı açığız. Cumartesimiz, pazarımız, bayramımız yok. Hastalık, ölüm olmadıktan sonra sürekli açığız. Ata yadigarı dükkanımızın devamlı açık kalabilmesi için her gün sabah açıyoruz, akşam kapatıyoruz. Bu düzeni böyle devam ettiriyoruz.

Bakkala uğrayanların eski köy dükkanlarını hatırladıklarını söyleyen Ertan, müşterilerinin kendisine "Eski köy bakkallarını siz yaşatıyorsunuz." dediğini anlatıyor.

Babası Hikmet Ertan'ın 85 yaşında hayatını kaybedene kadar sürdürdüğü esnaflığı şimdi kendisi devam ettiriyor. İlerleyen yıllarda ise dükkanın başında oğlunu görmeyi umut ediyor.

Ömrümüz elverdiği müddetçe devam edeceğiz. Rahmetli babam da 85 yaşında vefat edene kadar devam etti. Benim oğlum da emekli olabilirse beşinci kuşak olarak o devam ettirecek. Niyeti de var.

Yaklaşık 120 yıldır aynı yerde duran bakkalın geleceği henüz belli değil. Ertan ise şimdilik her sabah kapısını açtığı dükkanın, kendisinden sonra da aileden birinin ellerinde yaşamayı sürdürmesini bekliyor.