Yağmur yağması, kuraklığın bittiği anlamına gelmiyor. İzmir Bakırçay Üniversitesi Coğrafya Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Şermin Tağıl’a göre kentler artık iki riske birden hazırlanmak zorunda.

Prof. Dr. Tağıl, Akdeniz havzasındaki kuraklaşma eğiliminin Ege’yi uzun süredir baskı altında tuttuğunu söylüyor. Etki her yerde aynı değil. Kuzey Ege’de baskı daha belirgin, kıyı ve iç kesimler arasında da yağış ve su kaynakları açısından fark var.

Kentleri artık yalnızca kuraklığa ya da yalnızca sele karşı değil, her iki riske birden hazırlamalıyız. Çünkü mesele yalnızca ne kadar yağmur yağdığı değil, düşen suyu ne ölçüde tutabildiğimiz ve ihtiyaç duyduğumuz döneme aktarabildiğimizdir.

Tağıl’a göre belirleyici olan toplam yağış miktarı değil, yağışın ne zaman, ne şiddette ve nereye düştüğü. Uzun süre yağış almamış toprağa kısa sürede yoğun yağış düşünce suyun hepsi toprağa sızamıyor. Bir kısmı yüzey akışına geçip sel riskini artırıyor. Kentlerdeki beton ve asfalt yüzeyler bu etkiyi güçlendiriyor.

Mevsimlik yağışın normalin üzerinde olması da su kaynaklarının toparlanacağını garanti etmiyor. Yer altı suyunun yeniden dolması zaman alıyor, aşırı kullanılan rezervlerin toparlanması ise daha uzun sürüyor. Şermin Tağıl, tek bir yağış olayını doğrudan iklim değişikliğine bağlamanın da doğru olmadığı görüşünde.

Tağıl’a göre yağmur suyu hızla uzaklaştırılacak bir sorun olarak değil, tutulup ihtiyaç duyulan döneme aktarılacak bir kaynak olarak görülmeli.

Prof. Dr. Tağıl, yağmur suyu hasadının yaygınlaştırılması gerektiğini vurguluyor. Uygun alanlarda yağmur suyunun toprağa sızması sağlanmalı. Çatı suları da toplanıp depolanmalı. Şebeke kayıplarının azaltılması ve arıtılmış suların yeniden kullanılması da uzmanın diğer önerileri arasında. Su tüketiminin büyük bir kısmını kapsayan tarımsal sulama ve yer altı suyu kullanımının ise havzaların kapasitesine göre yönetilmesi gerektiği vurgulanıyor.