Yüzyıllar öncesinden günümüze ulaşan el yazmaları ve nadir matbu eserler, Rami Kütüphanesi bünyesindeki Şifahane’de uzmanların titiz çalışmalarıyla korunarak gelecek kuşaklara aktarılıyor.
Restoratörler Zeynep Doğan ve Zeynep Yıldırım, eserlerin korunma ve onarım süreçlerini Spot’a anlattı.

Restoratör Zeynep Doğan, kuruma bağlı yaklaşık 19 kütüphaneden eserlerin düzenli aralıklarla yapılan sayım ve durum tespit çalışmaları sonucunda Şifahane’ye getirildiğini belirterek, eserlerin öncelik sırasının belirlenmesinde hem fiziksel hasarlarının hem de tarihsel ve içerik özelliklerinin dikkate alındığını söyledi.
Eserlerin temellük kayıtları, müellifleri ve ait oldukları dönemlerin önceliklendirmede dikkate alındığını aktaran Doğan, fiziksel bozulmaların da incelenmesiyle Şifahane’ye getirilmesi gereken eserlerin belirlendiğini ifade etti.
“Burası bir ameliyathane gibi işliyor”
Doğan, Şifahane’deki çalışmaları bir tedavi sürecine benzetiyor.
Yani artık yoğun bakıma aldığımızı düşünebilirsiniz. Burası bir ameliyathane gibi işliyor. Öncelikle hastalığı tespit ediyoruz.
Eser Şifahane’ye ulaştığında ilk olarak mevcut durumunun kontrol edildiğini ve fotoğraflandığını anlatan Doğan, bu kayıtların onarım öncesindeki durumu belgelemek açısından önem taşıdığını belirtti.
Doğan, “Benim elime ilk nasıl geldi, neyi vardı? Bunları daha sonradan da bilmek ve görmek istiyorum.” ifadelerini kullandı.
İlk incelemenin ardından esere nasıl bir konservasyon uygulanacağına karar veriliyor. Hazırlanan müdahale formu, eserin gönderildiği kütüphaneye iletiliyor ve onay alındıktan sonra çalışmalara başlanıyor.
Her eserde aynı yöntemin uygulanmadığını vurgulayan Doğan, müdahale öncesinde metin ile cildin birbirinden ayrılıp ayrılmayacağının ya da eserin bir bütün halinde çalışılıp çalışılmayacağının da belirlendiğini kaydetti.
Eserin geçmişi ve fiziksel durumu birlikte inceleniyor
Onarım sürecinde eserin adı, dönemi, içeriği, süslemeleri, dikiş yapısı ve cilt özellikleri ayrıntılı biçimde kayda geçiriliyor. Doğan, bu bilgiler için 12 sayfalık bir belgeleme formu kullandıklarını belirtti.
Eserlerdeki mürekkep, boyar madde, pigment ve kağıt türüne ilişkin analizlerin yanı sıra mikrobiyolojik incelemeler de yapılıyor. Doğan, uzman Ar-Ge ekibinin hazırladığı raporların eserin belgeleme dosyasına eklendiğini anlattı.
Kağıtların özelliklerini anlamak için filigran ve süzgeç izlerinin de incelendiğini aktaran Doğan, bu ayrıntıların kağıdın Doğu ya da Batı kökenli olup olmadığını belirlemede yardımcı olduğunu söyledi.
Üzerinde çalışılan eserlerden biri, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Kütüphanesinden tıpkıbasım çalışması için getirilen, İsmail Sahip Sencer koleksiyonuna ait El-Cami adlı eser. Doğan, "Müellifi Ma'mer bin Raşid olan ve daha önce Prof. Dr. Fuat Sezgin’in de üzerinde çalıştığı eserde, metin ile cildin büyük ölçüde birbirinden ayrıldığı tespit edildi. Bu nedenle iki bölümün ayrı ayrı konservasyonuna karar verildi." dedi.

Doğan, eserin özgün yapısına uygun biçimde yeniden bir araya getirilebilmesi için forma çizimlerinin hazırlandığını, varaklardaki pigmentler ve mürekkepler üzerinde analizler yapıldığını belirtti.
Restoratör Doğan'ın üzerinde çalıştığı bir diğer eser ise Bursa İnebey Yazma Eser Kütüphanesinden gelen, Harraccıoğlu koleksiyonuna ait Şerhi Muhtasar.
Doğan, eserde şirazeyi sabit tutan kolon dikişlerinin kopması nedeniyle hareketli hale gelen bölümü görünmez iplik kullanarak yeniden sabitlediğini anlattı.

"16. yüzyıldan kalma eser üzerinde çalışıyorum"
Restoratör Zeynep Yıldırım ise Manisa’dan getirilen, İran Safevi dönemine ait 16. yüzyıl eseri üzerinde çalışıyor. Ayrı ciltlere sahip cüzlerden oluşan eserin yaklaşık bir yıldır onarımını sürdürdüğünü belirten Yıldırım, eserin altın sıvama ve 24 ayar soğuk baskı süslemelere sahip olduğunu aktardı.

Yıldırım, kenarlarında Kur’an-ı Kerim’in faziletlerine ilişkin ifadelerin bulunduğunu, iç kapağının da kağıt süslemelerle bezendiğini anlattı.
Onarım sırasında eserin kenarlarındaki eksik bölümler üzerinde çalıştığını belirten Yıldırım, uygun kalınlıktaki Japon kağıdını metil selülozla uyguladığını, holiteks ve kurutma kartından yararlanarak onarım yaptığı alanları sabitlediğini ifade etti.
Yıldırım için yüzlerce yıl önce hazırlanmış bir esere yeniden dokunup onun korunmasına katkı sunmak çok kıymetli. Eserlerin yalnızca görünümlerine göre değerlendirilmediğini belirten Yıldırım, sade görünen kitapların da tarihin belirli bir dönemine ışık tutabildiğini söyledi.
Şifahane’deki çalışmaların süresi eserin durumuna göre değişiyor. Yıldırım, bazı eserlerin kısa sürede tamamlanabildiğini, bazılarının ise bir yıl veya daha uzun süreli çalışma gerektirebildiğini kaydetti.

Kadınların ağırlıkta olduğu ekip, uluslararası eğitimler de veriyor
Şifahane’de çoğunluğu kadınlardan oluşan bir ekip görev yapıyor. Yıldırım, birimdeki 80 personelin 70’inin kadın, 10’unun erkek olduğunu belirterek mesleğin kadınlara özgü görülmesinin doğru olmadığını söyledi.
Koruma ve onarım çalışmalarının farklı malzemeler üzerinde uzmanlık gerektirdiğine dikkati çeken Yıldırım, “Kadın erkek fark etmeksizin bence çok güzel ve kutsal bir meslek.” dedi.
Yıldırım, Orta Doğu, Türk devletleri ve Avrupa’dan çok sayıda kişinin kuruma eğitim almak için geldiğini, kurum çalışanlarının da farklı yerlere eğitim vermeye gittiğini anlattı. Yıldırım, bu çalışmaların yazma eserlerin korunmasına ilişkin bilgi ve deneyimin paylaşılması ve Türkiye’nin tanıtılması açısından faydalı olduğunu ifade etti.
Onarımı tamamlanan eserler dijital erişime açılıyor
Konservasyon işlemleri tamamlanan eserler daha sonra dijitalleştirilerek okuyucuların erişimine sunuluyor, yekportal.gov.tr adresi üzerinden incelenebiliyor.


