Yurt dışında Sarah J. Maas’ın House of Earth and Blood, Christopher Paolini’nin Fractal Noise ve RuNyx’in Gothikana adlı eserlerinin kapakları üzerinden yürütülen tartışmalar, yapay zekanın kitap tasarımındaki rolünü yeniden gündeme getirdi.
Peki, okurlar yapay zeka ile hazırlanan kapaklardan neden rahatsızlık duyuyor ve bu görseller kitapların estetik kimliğini nasıl etkiliyor?
Grafik Tasarımcılar Meslek Kuruluşu Derneği Başkan Yardımcısı Atilla Karabay, Timaş Yayınları Görsel Sanat Yönetmeni Rabia Erdohan Akbaş ve Kronik Yayınları Sanat Yönetmeni Sefer Koçan, yapay zeka destekli kitap kapaklarının özgünlüğü, görsel estetiği, tasarım emeğine etkileri ve okurda yarattığı algıya ilişkin değerlendirmelerini Spot’la paylaştı.

“Ortaya çıkan iş, bağlamsız bir algoritma ortalaması”
Grafik Tasarımcılar Meslek Kuruluşu Derneği Başkan Yardımcısı Atilla Karabay, yapay zekanın salt maliyet ve hız odaklı bir kestirme olarak kullanılmasının, yayıncılığın görsel ve kültürel hafızasını zedelediğini düşünüyor. Karabay, "Bir kitabı temsil etmek, metindeki anahtar kelimeleri prompt’a dönüştürüp rastlantısal bir görsel seçmek değildir, alt metni ve hissi damıtmaktır. Bir işi gerçek ve sahici kılan temel unsur, her insanın hayata ve metne baktığı yerin, yani dünyadaki 8 milyar insanın birbirinden farklı oluşudur. Yapay zeka güçlü bir eskiz aracı olabilir ancak insan zihninin o kendine has, biricik süzgeci devre dışı kaldığında ortaya çıkan iş bir tasarım değil, bağlamsız bir algoritma ortalamasıdır." dedi.
"Algoritmalar veri setlerindeki estetiğin istatistiksel ortalamasını aldığı için ortaya homojen, aşırı cilalı ve basmakalıp bir görsel dil çıkıyor." diyen Karabay, "Sentetik ışıklar, aşırı doygun renkler ve plastik dokular ilk bakışta dikkat çekici dursa da derinlikten yoksun. İnsanın elinden çıkan bir çizgideki tereddüt, o kasıtsız hata ya da küçük bir dengesizlik tasarıma ruhunu ve karakterini verir. Algoritmaların sunduğu bu steril kusursuzluk ise insani kusurlardan tamamen arındığı için vitrinlerde birbirinin kopyası, soğuk bir tekdüzeliğe yol açıyor." değerlendirmesinde bulundu.
Karabay'a göre mesele yalnızca kapağın nasıl göründüğüyle de sınırlı değil.
Kitabın nesne kimliği; kağıdın dokusu, kokusu, cilt bezi, tipografik nefes ve sırt tasarımıyla kurulan fiziksel bir diyalogdur. Bu diyalog, tasarımcının malzemeyle kurduğu organik sezgiyle var olur. Ekrana göre üretilmiş jenerik dijital görseller kapağa giydirildiğinde, kitabın kütüphanedeki zamansızlığı ve koleksiyon değeri eriyor. Sektör açısından ise tasarım emeğinin metalaşması, zanaatın değersizleşmesi ve genç tasarımcıların yanılarak, hata yaparak ve kendi kusurlarından özgün bir dil devşirerek pişeceği üretim alanlarının kapanması gibi ciddi bir kültürel erozyon yaratıyor.
Karabay, okurun yapay zeka görsellerinde hissettiği tekinsizliği ise insan algısıyla sentetik kusursuzluk arasındaki çelişkiyle açıkladı.
İnsan; duygusal, kusurlu, zaafları olan ve tam da bu sayede empati kurabilen bir varlık. Tasarımcı metni okurken kendi kırılganlıklarını katar, eksiltir, ima eder ve boşluk bırakarak okurla zihinsel ve duygusal bir bağ kurar. Yapay zeka ise her şeyi fazlasıyla net, doğru ve doğrudan gösterme refleksindedir. Dünyada 8 milyar farklı yapay zeka bilinci olsaydı belki bu çeşitlilik yakalanabilirdi ancak bugün elimizdeki tek bir kolektif havuzun çıktısıdır. Okuru yabancılaştıran tekinsizlik hissi de burada başlar. Zihnimiz organik kusurları, yaşayan hatayı doğal karşılarken, mantık sınırlarını zorlayan sentetik simetriyi, kusursuz gibi duran anatomik tutarsızlıkları ve ruhsuz pürüzsüzlüğü sezgisel olarak 'sahte' kodlar ve reddeder. Yapay zeka ancak insanın yüksek duygu dünyası ve kusurlu estetiğiyle yönetildiğinde sahici bir çıktıya dönüşebilir.

“Her kitabın kendine ait bir sesi, ritmi ve dünyası var”
Timaş Yayınları Görsel Sanat Yönetmeni Rabia Erdohan Akbaş, yapay zekayı yayıncılıkta kaçınılmaz bir dönüşüm olarak görüyor ancak üretilen görselin tasarımcının kişisel yorumu olmadan doğrudan kullanılmasına sıcak bakmıyor. Akbaş'a göre tasarımı değerli kılan yalnızca ortaya çıkan sonuç değil, o sonuca ulaşırken geliştirilen yaratıcı düşünce.
Yapay zeka görsel üretimini kolaylaştırabilir ancak bir fikri geliştirmek, ona anlam kazandırmak ve doğru görsel dile dönüştürmek hala tasarımcının yaratıcı yaklaşımıyla mümkün.
Kapak tasarımlarında birbirine benzeyen kompozisyonların ve pürüzsüz yüzeylerin çoğalmasının özgünlüğü zayıflattığını belirten Akbaş, her kitabın kendine özgü bir görsel anlatı gerektirdiğini dile getirdi.
İlk bakışta etkileyici olsalar da her kitabın aynı estetik anlayışla yorumlanması özgünlüğü zayıflatıyor. Oysa bazen tek bir çizgi, bilinçli bırakılmış bir boşluk ya da alışılmışın dışında bir kadraj çok daha güçlü bir anlatım oluşturabilir. Her kitabın kendine ait bir sesi, ritmi ve dünyası var. Kapak tasarımında önemli olan o kitaba özgü bir görsel karşılık bulabilmek.
Kitabın yalnızca metinden oluşmadığını, kapağı, dokusu ve görsel kimliğiyle de değer taşıyan bir nesne olduğunu hatırlatan Akbaş, yapay zekanın tek başına bir kitabın estetik değerini düşürdüğünü söylemenin kolay olmadığını vurguladı. Ancak görsel üretimin kolaylaşmasıyla benzer tasarımların çoğalmasının, kitapların birbirinden ayırt edilmesini zorlaştırabileceği görüşünde. Akbaş, "Özellikle bugün dijital içeriklerin bu kadar hızlı tüketildiği bir dönemde, kitabın fiziksel varlığının daha da önem kazandığını düşünüyorum. Yapay zeka kullanımının tek başına bir kitabın estetik değerini düşüreceğini söylemek mümkün mü bilmiyorum ancak görsel üretimin giderek kolaylaşması ve birbirine benzeyen tasarımların çoğalması, uzun vadede kapakların birbirinden ayırt edilmesini zorlaştıran bir tekdüzeliğe yol açabilir. Oysa bir kitabı yıllar sonra rafta yeniden fark etmemizi sağlayan şeylerden biri, kendine özgü tasarımı." dedi.
Sektörel açıdan ise en büyük riskin tasarım emeğinin göz ardı edilmesi olduğunun altını çizen Akbaş, "Çünkü tasarım yalnızca görsel üretmekten ibaret değil, araştırma yapmak, metni anlamak, kavramsal bir yaklaşım geliştirmek, denemek, elemek ve doğru görsel dili bulmak gibi aşamalardan oluşan bir süreç. Yapay zekanın hızlı sonuç üretebilmesi, bütün bu sürecin gereksiz olduğu yanılgısını doğurabilir. Bu da zamanla tasarımın değerinin yalnızca üretim süresi ve maliyeti üzerinden değerlendirilmesine yol açabilir. Özellikle genç tasarımcıların kendilerini geliştirebilecekleri alanların daralması ve özgün üretimin ekonomik olarak daha az desteklenmesi, üzerinde durulması gereken riskler arasında." diye konuştu.
Akbaş, okurların yapay zeka görsellerinde hissettiği yabancılaşmanın nedenini de açıkladı.
Bir tasarımcı metni okurken yalnızca anlatılanları değil, satır aralarında hissettiklerini de tasarıma taşır. Bazen bir renk, çizgi ya da boşluk, doğrudan anlatılmayan bir duygunun karşılığı olabilir. Yapay zeka ise bu incelikleri kaçırabilir. Okurun hissettiği yabancılaşmayı da biraz burada aramak gerekiyor. Görsel ilk bakışta çok etkileyici olabilir ama yakından incelendiğinde anlamlandırılamayan detaylar, tutarsız nesneler veya fazla kusursuz yüzeyler dikkat çekebilir. Biz gördüğümüz şeyin gerçekliğine inanmak isterken bazı ayrıntılar bu algıyla çelişir. Tekinsizlik hissi de kısmen bu çelişkiden doğar.
Akbaş, "Bir fotoğraf, resim ya da illüstrasyon, onu üreten kişinin dünyayı nasıl gördüğüne dair izler taşır. Benim için bu kişisel yorum, tasarımı değerli kılan en önemli unsurlardan biri. Çizgilerin kusursuz olmaması, alışılmadık renklerin bir araya gelmesi ya da belirli kalıpların dışında kurulan kompozisyonlar çoğu zaman teknik eksikliklerden değil, bilinçli tercihlerden doğar. Bazen bu küçük kusurlar bile görselin karakterini oluşturur. Okur bu farklılıkları her zaman bilinçli olarak ayırt edemese de görselin taşıdığı duyguyu hissedebilir." dedi ve ekledi: "Elbette yapay zekayla da özgün ve etkileyici işler üretilebilir. Ancak bu özelliklerin bir sanatçının kişisel deneyiminden ve bilinçli tercihlerinden doğmasıyla, bir yapay zeka modeli tarafından oluşturulması arasında süreç açısından önemli bir fark var. Benim için belirleyici olan, görselin nasıl üretildiğinden çok, ona yön veren estetik bakış açısının ve kişisel yorumun tasarıma nasıl yansıdığı."

“Yapay zekanın ölçüsünü iyi ayarlamak gerek”
Kronik Yayınları Sanat Yönetmeni Sefer Koçan da yapay zekanın tasarım sürecinde yardımcı olarak kullanılmasına karşı olmadığını ancak doğrudan kapak üretiminde sınırların iyi belirlenmesi gerektiğini düşünüyor. Koçan, "Bir fikir amaçlı veya yardımcı olarak kullanılırsa güzel işler çıkabilir. Ama görsel ve tasarım yapay zeka tarafından yapılmış olduğunda onun biz özgünlüğü kalmamış oluyor. Zaten günümüzde okuyucu gözünde şöyle bir tepki oluşmaya başladı: 'Bu kapak tasarımı AI tarafından yapılmış.' Yani artık insanlar tarafından yapay zekayla yapılan işlere bir tepki oluşmaya başlamış gibi. O yüzden yapay zekanın ölçüsünü iyi ayarlamak gerektiğini düşünüyorum." dedi.
Yapay zeka ile üretilen kapak tasarımında görsel dil,n yapay zekayı ne kadar iyi yönlendirdiğine bağlı olduğunu belirten Koçan, "Ben yapay zekada direkt kapak oluşturulmasını doğru bulmuyorum. Günümüzde yapay zeka ile oluşturulan görseller birbirine çok benzemeye başladı ve özgünlük ortadan kaybolmaya başladı. Ama yapay zekayı düzgün yönlendirdiğinde veya eğittiğinde diyelim onu bir yardımcı olarak kullanmayı öğrenmek gerekiyor. Bir de eğer bir kapak tasarımında yapay zekadan destek alınacaksa bunu tasarımcılar yapmalı. Bir editör veya pazarlamacı değil. Çünkü kapak tasarımcısı o yayınevinin dilini ve kendi tarzıyla harmanlayandır. Bunu bir editör veya pazarlamacının yapmasını doğru bulmuyorum." değerlendirmesinde bulundu.
Koçan, yapay zeka destekli kapaklara yönelik okur tepkisini ise şu sözlerle anlattı: "Ben uzun vadede yapay zeka destekli görsellerin kaybolacağını düşünüyorum. Bir dönem resim veya vektörel görsel satan siteler çok meşhurdu ve herkes buraları kullanarak aynı tarzda kapaklar yapmaya başladı. Aynı görseli farklı yayınevinde farklı tipografilerle görmeye başladık. Sonra yeniden bu özgün tasarımlara dönmeye başladı. Çizerlerin veya tasarımcıların kendi kolajladığı özgün tasarımlara dönüş yapıldı. Yapay zekanın da bu evreden geçeceğini düşünüyorum. İlk başta bu furya bir tavan yapacaktır ama özgünlük kalmadığını görünce yeniden tasarımcı veya çizerlerin oluşturduğu tasarımlara dönüş olacağını düşünüyorum."
"Yapay zeka ile oluşturulan görseller bir kere hikayenin ruhunu yakalayamaz." ifadelerini kullanan Koçan, "Bazı kitapların hikayelerinin ruhunu çok iyi yakalar, çizer. Farklı kadrajlarla sürreal çizimler oluşturabilir ama yapay zekanın fantastik tarzı bunu yakalayacağını düşünmüyorum. Çünkü özgün değil. Hep bir örnek vermen gerekiyor. Ben çizerin vermiş olduğu emeğe saygı duyuyorum. Çünkü hikayeyi okuyor, orada kendine bir hayal gücü oluşturuyor, bir karakter yaratıyor ve hikayenin ruhuna uygun sahne kurguluyor. Yapay zeka daha yüzeysel. Örnek tarzlar atıyorsun, hikayede ne yazıyorsa onu sahnelemeye çalışıyor. Ama çizer bazen metinde yazanı direkt çizmez, çocuğun hayal gücünü geliştiren bir sahne de çizebilir. Çocuk o sahneye bakarken metinin anlatmak istediğini başka bir çerçeveden görebilir. O yüzden özgünlük ile yapaylık farkı olduğunu düşünüyorum." değerlendirmesini yaptı.

