İstanbul Tiyatro Festivali, 30. edisyonunda İstanbul Devlet Opera ve Balesi (İDOB) ile ortak bir prodüksiyona imza atıyor.

Brezilya doğumlu koreograf Fernando Melo’nun 2023 yılında Danish Dance Theatre için hazırladığı Rüzgar Ağacı (Leaning Tree), İDOB’un çağdaş dans topluluğu MDTistanbul tarafından yeniden sahneye taşınıyor.

Danimarkalı ressam Vilhelm Hammershøi’nin eserlerinden ve atmosferinden esinlenen yapımda bedenlerin görünür olup kaybolması, hareketlerin ağır çekimi andıran bir ritimde ilerlemesi ve yerçekimine karşı koyan dans figürleri anlatının temel unsurlarını oluşturuyor. Sessizlik ve belirsizlik duygusunun öne çıktığı sahne dünyasında, mekanın ve gerçekliğin algılanışı da dönüşüme uğruyor.

24 Ekim’de Atatürk Kültür Merkezi (AKM) Tiyatro Sahnesi’nde prömiyeri gerçekleştirilecek eserin müzikleri, besteci Signe Lykke tarafından hazırlandı ve Copenhagen Phil tarafından kaydedildi. Sürekli değişen sahne düzeni ise Raphael Frisenvænge Solholm ve Fernando Melo’nun tasarımını taşıyor. Böylece koreografi, müzik, ışık ve sahne tasarımı yapımın görsel ve işitsel yapısını birlikte oluşturuyor.

Yapımda Anna Viktoria Zesakes, Berk Can Ceylan, Bianca Cerioni, Chiara Giorda, Demet Aksular, Ekin Ançel, Evrim Akyay, Miray Bacı, Tufan Elitaş, Tuğçe Göncü Ceylan, Müge Bayramoğlu, Kamola Rashidova, Ferhat Güneş ve Mert Aksu dönüşümlü olarak sahne alacak.

Rüzgar Ağacı’nın müzikleri Signe Lykke’ye, ışık tasarımı Raphael Frisenvænge Solholm’a ait. Sahne tasarımını Raphael Frisenvænge Solholm ve Fernando Melo birlikte üstlenirken kostüm tasarımında Maria Ipsen’in, ses tasarımında ise Rafael Cañete Fernández’in imzası var. Eserde kullanılan müzik Copenhagen Phil tarafından kaydedildi. Orkestra şefliğini Christian Øland yürütüyor.

Prömiyer öncesi koreograf Fernando Melo, eserin doğuş sürecini, MDTistanbul dansçılarıyla yürütülen çalışmayı ve izleyiciye sunulan görsel atmosferi Spot'a anlattı.

"Çevremiz tarafından sürekli şekillendiriliyoruz"

Dans, tiyatro ve opera alanlarında çalışmalar yürüten Fernando Melo, koreografilerinde zaman ve mekan algısını dönüştüren sahne diliyle öne çıkıyor. GöteborgsOperans, Atterballetto ve Introdans gibi uluslararası dans toplulukları için de eserler üreten Melo, Rüzgar Ağacı'nda hareket, ışık ve sahne tasarımını bir araya getiriyor.

Eserin çıkış noktasını bir ağacın çevresel koşullarla büyüme yönünü değiştirmesine benzeten Fernando Melo, insan hayatının da benzer bir dinamikle ilerlediğini belirtti.

Rüzgar Ağacı, çok basit bir gözlemle başladı. Tıpkı bir ağacın rüzgar, ışık veya etrafını saran koşullar nedeniyle belirli bir yöne doğru büyümesi gibi, bizler de çevremiz tarafından sürekli şekillendiriliyoruz. Karşılaştığımız insanlar, kurduğumuz ilişkiler, biriktirdiğimiz deneyimler ve zihnimizdeki sesler kim olduğumuzu etkiliyor. Bazen bu etkiler belirgin olsa da çoğu zaman neredeyse görünmezdir.

Melo, eserin özünde insan ilişkileri, bağ kurma ve kopma süreçleri ile algının öznel yapısını barındırdığını vurguladı.

"Duygusal gerilim hissi uyandıracak bir dil aradım"

Vilhelm Hammershøi’nin tablolarındaki atmosferden derin bir şekilde etkilendiğini ifade eden koreograf, bir resmi doğrudan harekete dönüştürmek yerine onun yarattığı duygusal gerilimi tiyatral bir dille aktarmayı hedeflediğini dile getirdi.

Hammershøi’nin iç mekanlarındaki sessizlik, yalnızlık, tekinsiz gerilim ve bizlere arkası dönük olan gizemli figürler beni çok etkiledi. Karakterlerinin ne hissettiğini açıklamadığı için izleyicinin hayal gücüne muazzam bir alan bırakıyor. Ben de bir tabloyu kelimesi kelimesine harekete aktarmaktan ziyade, benzer bir gizem ve duygusal gerilim hissi uyandıracak bir dil aradım.

Dansın resimden farklı olarak zaman, hareket ve insan etkileşimi arasındaki ilişkiyi canlı canlı dönüştürebildiğine dikkati çeken Melo, "Bir tablo tek bir anı yakalar. Tiyatroda ise yalnız görünen bir figür aniden bir başkasıyla bağ kurabilir. Görünürde durağan bir şeyin canlı ve sürekli değişen bir hale gelmesi beni heyecanlandırdı." dedi.

Eserin ilk olarak Danimarka Dans Tiyatrosu tarafından sahnelendiğini hatırlatan Melo, MDTistanbul ekibinin yapıma kazandırdığı özgün ruhtan övgüyle bahsetti.

Bir eser yeni bir kadro tarafından yorumlandığında kendine ait yeni bir hayat kazanır. Koreografiyi ve yapıyı koruyabilirsiniz ancak ilk dansçıları birebir kopyalayamazsınız. MDTistanbul dansçıları bu zorlu sürece büyük bir merak, özveri ve açıklıkla yaklaştılar. Bireysel kişiliklerinin eserin bir parçası haline geldiğini görmek harikaydı. İstanbul’daki seyirci, sahnemdeki insani ilişkilerin kendine özgü nitelikler kazandığı bir yapımla karşılaşacak.

"Performansı bir tür ayna gibi düşünüyorum"

Yapıtı tamamlayacak unsurun seyircinin kendi deneyimleri olduğunu söyleyen Melo, sözlerini şöyle tamamladı:

"Anlatı unsurlarını bir yapboz gibi izleyicinin önüne koyarım ama bazı bağlantıları bilerek çözümsüz bırakırım. Performansı bir tür ayna gibi düşünüyorum. Farklı insanlar aynı şeye bakıp bambaşka şeyler görebilirler. Biri tiyatrodan duygulanmış olarak, belki de kafasında cevapla değil bir soruyla ayrılıyorsa bu son derece değerlidir."