İspanya'da Adana'dan çalındığı anlaşılan iki çini, ABD'de Zeugma mozaiklerinin eksik parçası olduğu kanıtlanan bir bölüm ve ayak izi Burdur'da koptuğu yere milimi milimine oturan Marcus Aurelius heykeli... Tüm bu paha biçilemez eserler, yıllar süren mücadeleler sonucunda evine, yani Türkiye'ye geri döndü. Peki, binlerce kilometre uzakta bulunan bu eserlerin Türkiye'ye ait olduğu nasıl kanıtlanıyor? Daha da önemlisi, başka bir ülkedeki müzeden ya da özel bir koleksiyoncudan nasıl geri alınıyor?

“Gözüm seni bir yerden ısırıyor”
Aslında bu süreç, çoğu zaman eserin nerede olduğunun bulunmasıyla başlıyor. Uzmanlar dünyanın farklı yerlerindeki müze koleksiyonlarını, müzayede kataloglarını ve satış kayıtlarını inceliyor. Eski fotoğraflar, akademik yayınlar ve kimi zaman gelen bir ihbar, araştırmanın başlangıç noktasını belirleyen ilk süreç.
Ancak bir eserin nerede olduğunu bulmak, onu geri almak için yeterli değil. Çünkü asıl mesele, eserin hangi topraklardan geldiğini ve oradan nasıl çıkarıldığını kanıtlamak. Üstelik bazı eserler onlarca yıl boyunca el değiştiriyor, farklı isimlerle kayıtlara giriyor ve geçmişlerine ilişkin belgeler zamanla kaybolabiliyor. İşte bu yüzden uzmanlar yalnızca eserin kendisini değil, geçmişini de araştırmak zorunda. Nerede bulundu? Ne zaman yurt dışına çıkarıldı? Kimlerin elinden geçti? Ve en önemlisi, Türkiye'nin onu geri istemesini sağlayacak hangi kanıtlar var?

ABD'deki bir müzayedede satışa çıkarıldığı tespit edilen Zeugma kökenli mozaik panelinin, yapılan bilimsel incelemeler sonucunda “Çingene Kızı” mozaiğinin bulunduğu büyük kompozisyonun kayıp parçalarından biri olduğu belirlendi. Eser 2026 yılında Türkiye'ye iade edildi.
Kanıt bulundu, peki eseri kim verecek?
Diyelim ki aranan eser bulundu ve Türkiye'ye ait olduğunu gösteren kanıtlar da bir araya getirildi. Peki, bu eser nasıl geri alınacak? İşte bu noktada bilimsel araştırma, hukuki ve diplomatik bir sürece dönüşüyor.
İlk olarak Kültür ve Turizm Bakanlığı, eserin kökenini, yurt dışına çıkarılışını ve el değiştirme geçmişini ortaya koyan belgeleri topluyor. Hazırlanan dosyada eski fotoğraflar, envanter kayıtları, uzman raporları ve mülkiyet iddiasının hukuki dayanakları yer alabiliyor. Hatta Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Kurumunun (UNESCO) hükümetler arası iade komitesine yapılacak başvurular için hazırladığı standart formda da eserin geçmişinden mevcut konumuna kadar ayrıntılı bilgiler isteniyor.

ABD'nin Ohio eyaletindeki Bowling Green Eyalet Üniversitesinde bulunan Zeugma kökenli 12 mozaik paneli, Türkiye ile üniversite arasında yürütülen müzakerelerin ardından 2018 yılında iade edildi.
Ardından Dışişleri Bakanlığı ve dış temsilcilikler aracılığıyla ilgili ülkenin makamlarıyla temasa geçiliyor. Önceliklerden biri, eserin yeniden el değiştirmesini önlemek. Bu aşamada eseri elinde bulunduran tarafın belgeleri de önem kazanıyor. Eser kimden satın alınmış? Türkiye'den çıkarılmasına izin verilmiş mi? Satın alınırken geçmişi araştırılmış mı?
Bu soruların yanıtları, izlenecek hukuki yolu belirliyor. Türkiye'nin mülkiyet iddiasında, 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu ve eserin yurt dışına çıkarıldığı dönemin mevzuatı da burada büyük bir önem taşıyor. Türkiye'nin de taraf olduğu 1970 UNESCO Sözleşmesi'nin 7. maddesi ise belirli koşullarda çalınan kültür varlıklarının diplomatik kanallarla geri istenmesini ve talebi destekleyen kanıtların sunulmasını düzenliyor. Ancak bu sözleşme, geçmişte kaçırılan her eserin otomatik olarak geri verilmesini sağlamıyor.
Bu nedenle öncelikle ülkeler arasında müzakereler yürütülebiliyor. Anlaşma sağlanamazsa adli yardımlaşma, dava açılması veya UNESCO'nun hükümetler arası iade komitesine başvurulması gibi yollar değerlendiriliyor. Ancak bu komite bir mahkeme gibi bağlayıcı karar vermiyor, tarafların uzlaşmasına yardımcı oluyor. Dolayısıyla her dosya, kendi koşullarına ve ilgili ülkelerin hukukuna göre ayrı ayrı değerlendiriliyor.
Dönüş bileti alındı, peki ya sonrası?
Bir eserin Türkiye'ye geri getirilmesi de başlı başına hassas bir operasyon. Sonuçta taşınacak olan sıradan bir kargo değil. Yüzlerce, hatta binlerce yıllık bir heykel, mozaik veya çiniden söz ediyoruz. Üstelik bu eserlerin bazılarında eski kırıklar, çatlaklar ve daha önce yapılmış onarımlar bulunabiliyor.

ABD'den Türkiye'ye getirilen Marcus Aurelius heykeli, özel olarak hazırlanan taşıma sandığında uzmanlar tarafından incelendi. Tarihi eserlerin uluslararası taşınmasında fiziksel özelliklerine uygun koruyucu paketleme yöntemleri kullanılıyor.
Bu nedenle taşıma öncesinde koruma uzmanları eserin fiziksel durumunu inceliyor. Varsa hasarlar belgeleniyor, fotoğrafları çekiliyor ve nasıl taşınabileceğine karar veriliyor. Ardından eserin ağırlığına, boyutlarına ve malzemesine uygun bir taşıma planı hazırlanıyor. Kimi eserler özel desteklerle sabitleniyor, kimileri ise titreşimi ve darbeleri azaltacak şekilde hazırlanmış kasalara yerleştiriliyor. Sıcaklık, nem, güvenlik ve taşıma sırasında karşılaşılabilecek diğer riskler de hesaba katılıyor.

Gümrük belgeleri, teslim işlemleri ve gerekli izinler tamamlandığında eser, uzman ekiplerin gözetiminde Türkiye'ye doğru yola çıkabiliyor. Kısacası, bir eserin geri dönüşünde yalnızca arkeologlar, hukukçular ve diplomatlar görev almıyor. Koruma uzmanları ve uluslararası taşımacılık ekipleri de bu sürecin önemli bir parçası.

Eser Türkiye'ye ulaşınca ne oluyor?
Uzun bir yolculuğun ardından Türkiye'ye getirilen eserin doğrudan müze vitrinine yerleştirildiğini düşünebilirsiniz. Ancak her zaman böyle olmuyor. Önce teslim ve gerekli kontrol işlemleri yapılıyor. Eserin taşıma öncesindeki durumuyla Türkiye'ye ulaştığındaki durumu karşılaştırılıyor. Herhangi bir hasar oluşup oluşmadığı inceleniyor. Koruma veya restorasyon ihtiyacı varsa uzmanlar tarafından değerlendiriliyor. Ardından eser, özelliklerine ve korunma koşullarına göre uygun bir müzeye ya da ilgili kuruma teslim ediliyor. Bazı eserler kısa süre içinde ziyaretçilerle buluşabiliyor. Bazılarının ise yeniden sergilenmeden önce daha kapsamlı koruma çalışmalarından geçmesi gerekiyor.

Bütün bunlar neden bu kadar önemli?
Aslında mesele yalnızca bir heykelin, mozaiğin ya da tarihi çininin Türkiye'ye getirilmesinden ibaret değil. Çünkü her tarihi eserin, ait olduğu yerle ve geçmişiyle bir bağlantısı var.
Bazen eski bir arşiv fotoğrafı, bazen yıllar önce tutulmuş bir kayıt, bazen de laboratuvarda incelenen küçücük bir toprak örneği... Tek başına önemsiz gibi görünen bu ayrıntılar, bir araya geldiklerinde yıllardır yanıt bekleyen soruları çözebiliyor. Bir eserin nereden geldiğini, hangi koşullarda bulunduğu yerden ayrıldığını ve aslında nereye ait olduğunu ortaya koyabiliyor. Ve dünyanın başka bir köşesinde bulunan tarihi bir eserin geri dönüş yolunu açabiliyor. Çünkü bir eserin izini bulmak ilk adım. Asıl mesele, nereden geldiğini kanıtlamak ve o kanıtları geri dönüşünü sağlayacak bir karara dönüştürebilmek. Bazen birkaç yıl, bazen de yarım asırdan fazla sürse bile.
